Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sarp Uçurumların Sessiz Nöbetçileri: Şeytan Deresi’ndeki Adamkayalar Gizemi

Mersin’in Erdemli sınırlarında, sarp bir kanyonun bağrında yükselen Adamkayalar kabartmaları, Kilikya’nın en gizemli gömü ritüellerini ve asırlardır süren sessiz nöbetini günümüze taşıyor.

Mersin’in Erdemli sınırlarında, sarp bir kanyonun bağrında yükselen Adamkayalar kabartmaları,

Değerli Mersin sevdalıları ve kıymetli okurlarım, bugün köşemde sizi kentimizin sahil şeridindeki o tanıdık hengameden alıp, Toroslar’ın geçit vermez vadilerinden birine, adını duyduğumuzda bile içimizi tatlı bir ürperti kaplayan Şeytan Deresi Kanyonu’na götürmek istiyorum. Kızkalesi’nden kuzeye doğru kıvrılan o virajlı yollara tırmandığınızda, Akdeniz’in mavi suları arkanızda kalır ve yerini asırlık meşe ağaçlarının, sert kalker kayalıkların köklü sessizliğine bırakır. İşte bu derin kanyonun hemen yamacında, sarp uçurumlara oyulmuş öyle bir mirasa rastlarsınız ki; zamanın durduğunu, taşın dile geldiğini hissederdiniz. Halk arasında “Adamkayalar” olarak bilinen bu muazzam kaya kabartmaları, Mersin’in saklı kalmış en büyüleyici tarih sayfalarından biridir.

Peki, kimdir bu kayalara kazınan siluetler ve yüzlerce yıldır neyi beklerler? Arkeolojik veriler ve Kilikya tarihine dair araştırmalarımız, bu kabartmaların M.Ö. 2. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasında, yani Hellenistik Dönem’den Roma İmparatorluğu’nun bölgedeki hakimiyet yıllarına uzanan geniş bir zaman diliminde işlendiğini gösteriyor. Toplamda 9 niş içerisinde yer alan 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk ve bir dağ keçisi figürü ile bir Roma kartalı, sıradan birer süsleme ya da heykeltıraşlık denemesi değildir. Bu sahneler, antik dönemde Olba Krallığı’nın kutsal toprakları sayılan bu coğrafyada yaşamış soylu ailelerin, komutanların ve din adamlarının ölümsüzleştiği birer ölü kültü (gömü) anıtıdır.

Yıllardır bölgede yaptığım alan incelemelerinde beni en çok etkileyen detay, figürlerin işlendiği alanın ulaşılması son derece zor bir uçurum yüzeyi olmasıdır. Antik ustanın elindeki çekip ve keskiyle o sarp kayalıklara nasıl tutunduğu, aylarca süren bir emekle o detaylı kumaş kıvrımlarını, elindeki kadehleri, mızrakları ve ölen yakınıyla vedalaşan aile fertlerinin hüzünlü yüz ifadelerini nasıl işlediği tam bir ustalık eseridir. Bir sahnede ziyafet döşeğinde yatan bir aile reisi görebilirken, diğer bir nişte elinde mızrağıyla vadiyi gözleyen bir askere rastlarsınız. Bu askerler aslında sadece birer büst değil; geçit kanyonundan geçen tüccarları, bölge halkını ve arkalarında bıraktıkları kutsal mezarları koruduğuna inanılan ebedi koruyuculardır.

Bizler genelde Cennet-Cehennem Obrukları’nı ya da Kanlıdivane’yi konuşuruz; fakat Adamkayalar, turist kafilelerinin gürültüsünden uzak kalabilmiş olmasıyla o otantik, mistik atmosferini hâlâ korumaktadır. Şeytan Deresi’nin rüzgarı kanyonda uğuldarken, o taştan gözlerin size baktığını hissetmek tarif edilemez bir duygudur. Ne yazık ki bu eşsiz hazine, yıllarca definecilerin bilinçsiz tahribatına ve doğanın yıpratıcı şartlarına maruz kaldı. Oysa dünyada eşine az rastlanan bu ölçekteki uçurum kabartmaları, Mersin’in dünya tarih mirasına sunduğu en değerli armağanlardan biridir.

Sözlerimi bitirirken siz kıymetli hemşehrilerime acizane tavsiyemdir: Bir hafta sonunuzu ayırın, Erdemli’nin bu saklı köşesine gidin ve o uçurumun kenarında durup Şeytan Deresi’ne doğru bakışlarınızı çevirin. Kadim Kilikya’nın insanlarının binlerce yıl öncesinden günümüze bıraktığı o taştan selamı alın. Çünkü Mersin, sadece deniz ve güneşten ibaret değil; toprağın ve taşın hafızasına kazınmış insanlık öyküleriyle dolu muazzam bir açık hava müzesidir. Haftaya bir başka gizemli Mersin durağında buluşmak üzere, tarihle ve sevgiyle kalın.