
Bir zamanlar İstanbul’da gördüğümüz o sahneler artık Mersin pazarlarında sıradanlaştı. Karpuz dilimle, meyve taneyle satılırdı. “Bu kadar da olmaz” dediğimiz ne varsa şimdi herkesin gündelik hayatının bir parçası oldu.
Nisan ayındayız. Üzüm yok, şeftali yok… Mevsimi değil, erişimi kaybettik. Çünkü bugün sorun sadece doğanın takvimiyle ilgili değil; ekonomik kriz ve küresel çatışmalar soframıza yansıyor. Ortadoğu’daki savaşlar, enerji ve gıda fiyatlarını yükseltiyor, tarım tedarik zincirini bozuyor ve maliyetleri katlıyor.
Asgari ücret 28 bin lira. Kağıt üzerinde bir geçim vaadi. Ama pazara çıktığınızda o rakamın nasıl eridiğini görmek zor değil. File dolmadan hesap kabarıyor. İnsanlar artık “ne alayım” diye değil, “hangisinden vazgeçeyim” diye dolaşıyor tezgâhları.
Üretim maliyetleri artmış, çiftçi kazanamaz hale gelmiş, aracı zinciri uzamış, denetim zayıflamış… Ve bu yükün tamamı vatandaşa kesilmiş. Sebze ve meyve artık sağlıklı yaşamın değil, ekonomik gücün göstergesi oldu. Çocukların beslenme çantası eksildi. Evdeki hesap, pazara uymamaya başladı.
Daha acı olan şu: Bu durum normalleşiyor. Kimse “neden bu kadar pahalı” diye sormuyor artık. Çünkü herkes cevabı biliyor ama kimse çözümü görmüyor. Bu sadece bireysel bir sorun değil; tarım politikalarının, ekonomik tercihlerinin ve küresel krizlerin sonucu.
Bir ülkede insanlar meyveyi taneyle almaya başlamışsa, orada mesele sadece geçim değildir. O, sistem meselesidir.
Ve biz artık mevsimi değil, erişimi kaybettik.









YORUMLAR