Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Torosların Derinliğinde Saklı Bir Olba Kenti: Kanlıdivane’nin Gizemli Taşları ve Yankılanan Tarihi

Dağlık Kilikya’nın en büyüleyici yerleşimlerinden biri olan Kanlıdivane (Kanytelis), devasa doğa harikası obruğu, Olba Krallığı’ndan kalma Hellenistik kulesi ve Erken Hristiyanlık dönemi bazilikalarıyla tarih meraklılarını zamansız bir yolculuğa çıkarıyor.

Dağlık Kilikya’nın en büyüleyici yerleşimlerinden biri olan Kanlıdivane (Kanytelis), devasa

Kıymetli mersinyerelhaber.com okurları, bugün köşemde sizleri Akdeniz’in sadece maviliğine değil, Torosların bağrında saklanan binlerce yıllık o vakur sessizliğe davet ediyorum. Mersin, çoğu zaman sahil şeridindeki hareketli yaşamı ve bereketli ovalarıyla anılsa da, antik dönemde “Kilikya Tracheia” yani Dağlık Kilikya olarak bilinen bu coğrafya, taşın sanata ve inanca dönüştüğü mukaddes topraklara ev sahipliği yapar. İşte bu coğrafyanın ruhunu en derin şekilde hissettiren, ayağınızı bastığınız an zaman algınızı yitirdiğiniz özel bir mekândan bahsetmek istiyorum: Erdemli sınırlarındaki antik Kanytelis, bilinen adıyla Kanlıdivane.

Kanlıdivane’ye ulaştığınızda sizi ilk karşılayan şey, adeta yerin kalbine doğru açılmış devasa bir penceremimsi obruktur. Yaklaşık 60 metre derinliğe ve geniş bir çapa sahip olan bu doğal çöküntü, antik kentin tam merkezinde yer alır. Birçok yerel efsanede Roma döneminde suçluların buradaki yırtıcı hayvanlara atıldığı anlatılsa da, arkeolojik bulgular ve Epigrafya (yazıt bilimi) çalışmaları bizlere buranın çok daha derin bir dinsel ve idari merkez olduğunu gösterir. MÖ 3. yüzyılda Olba Rahip Krallığı’nın önemli bir kutsal alanı ve zeytinyağı üretim merkezi olan Kanytelis, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini üst üste biriktirmiştir.

Obruğun hemen kıyısında mağrur bir edayla yükselen Helenistik Dönem kulesi, kentin en eski tanıklarından biridir. Kulenin üzerindeki yazıtlardan, bu yapının Olba Kralı Tarkyaris’in oğlu Prens Teukros tarafından kehanet ve adak yeri olarak yaptırıldığını öğreniyoruz. Taş işçiliğindeki muazzam incelik, Kilikya mimarisinin o dönemdeki ulaştığı estetik seviyeyi gözler önüne serer. Kulesinden yazıtlarına kadar her bir taş, Olba krallarının hem din adamı hem de yönetici olarak bu topraklarda sürdürdüğü hiyerarşik düzeni bizlere fısıldar.

Zaman akıp geçip Roma ve ardından Bizans dönemi geldiğinde, Kanytelis kimlik değiştirmemiş; aksine inanç merkezi olma vasfını yeni dine uyarlayarak korumuştur. Obruğun çevresini saran dört büyük bazilika, Hristiyanlığın bölgede yayılmasıyla inşa edilmiştir. Özellikle “Aba Bazilikası” olarak bilinen yapı ve obruğun dik kaya duvarlarına kazınmış olan Aba ailesinin kabartması, kentteki sosyo-kültürel yaşamın ne denli zengin olduğunu kanıtlar. Kaya yüzeyine işlenmiş o figürlerde; bir anne, baba ve çocuklarının kıyafet detayları dahi günümüze ulaşmış, sanki zaman o kayada donup kalmıştır.

Sevgili okurlar, Kanlıdivane sadece taş ve harçtan ibaret bir ören yeri değildir; burası geçmişin rüzgârla yankılandığı bir açık hava tapınağıdır. Sonbaharın bu dingin günlerinde, zeytin ağaçlarının gölgesinde obruğun kenarına oturup derin bir nefes aldığınızda, antik dönem zeytinyağı işliklerinin tıkırtılarını, bazilikalardan yükselen ilahileri ve Olba rahiplerinin dualarını hisseder gibi olursunuz. Mersin’in bu paha biçilmez kültür mirasını korumak, anlamak ve gelecek nesillere doğru aktarmak hepimizin tarihi sorumluluğudur. Unutmayalım ki; geçmişini bilmeyen kentler, geleceğini inşa edemezler. Bir sonraki tarih yolculuğumuzda görüşmek üzere, tarihle ve sevgiyle kalın.