Sevgili Mersin Yere Haber okurları, doğasever dostlarım, merhaba! Yine yeniden, botlarımızın bağcıklarını sıkıca bağladığımız, sırt çantamıza bolca huzur ve bir tutam macera ruhu kattığımız yepyeni bir “Rota Mersin” yazısıyla karşınızdayım. Ben doğa rehberiniz Can; bugün sizi Akdeniz’in o nemli ve sıcak havasından çekip alacak, ciğerlerinizi çam ve sedir kokusuyla dolduracak, Toroslar’ın zirvesine yakın saklı bir cennete götüreceğim. İstikametimiz: Kadim tarihi, dik yamaçları ve serin sularıyla Çamlıyayla, Namrun diyarı!
Çamlıyayla’ya doğru tırmanırken yol boyunca değişim gösteren bitki örtüsü, aslında nasıl bir cennete yaklaştığınızın ilk habercisidir. Kıvrımlı dağ yollarını geride bırakıp yüksekliğin artmasıyla birlikte, asırlık çam ve sedir ağaçlarının ferahlatıcı kokusu arabanın camından içeri dolar. Bölgenin en görkemli simgelerinden biri olan Namrun Kalesi, kayalıkların üzerinde bir kartal yuvası gibi yükselir ve geçmişin ayak izlerini günümüze taşır. Ancak bizim bu günkü asıl hedefimiz, tarihle doğanın iç içe geçtiği o büyüleyici vadilerin derinliklerine inmek.
Rotamızın ilk durağı, adını duyan her gezginin gözlerini parlatan “Papazın Bahçesi”. Burası, berrak pınarların gürül gürül aktığı, ulu çınar ağaçlarının gökyüzünü adeta bir çatı gibi kapladığı mucizevi bir vadi. Yürüyüş yolumuz boyunca akan suyun sesi, doğanın en güzel bestesini kulaklarımıza fısıldıyor. Suyun soğukluğu ise kelimenin tam anlamıyla buz gibi! Elinizi suya soktuğunuzda beş saniyeden fazla tutmak büyük cesaret ister. Burada asırlık çınarların gölgesinde soluklanmak, demli bir yayla çayı eşliğinde kuş seslerini dinlemek, şehir hayatının tüm stresini saniyeler içinde buharlaştırıp yok ediyor.
Papazın Bahçesi’nin o dingin huzurundan sonra, macerasever ruhumuzu tatmin edecek ana rotaya yöneliyoruz: Cehennemdere Kanyonu. İsmi her ne kadar ürkütücü gelse de Cehennemdere, doğanın Mersin’e sunduğu en muazzam ve görkemli lütuflardan biridir. Sarp kayalıkların yükseldiği, bakir doğanın tüm gücüyle hüküm sürdüğü bu derin kanyon, profesyonel trekking tutkunları için tam bir cennet. Kanyonun derinliklerinde ilerlerken devasa kaya bloklarının arasından süzülen sular, endemik bitki türleri ve zaman zaman karşınıza çıkan dağ keçileri size unutulmaz bir seyir zevki sunuyor. Kanyonun mistik havası, her adımda insanı kendisine bir kez daha hayran bırakıyor.
Sevgili dostlar, Mersin sadece deniz, kum ve güneşten ibaret değil; arkasını yasladığı ulu Toroslar ile keşfedilmeyi bekleyen devasa bir doğa müzesi. Çamlıyayla, Cehennemdere ve Papazın Bahçesi bu müzenin en değerli pırlantalarından sadece birkaçı. Bir hafta sonunuzu ayırın, telefonlarınızı sessize alın ve Toroslar’ın bu saklı köşesinde doğanın ritmine ayak uydurun. Yerel halkın sıcak sohbetini dinlemeyi ve buz gibi kaynak sularının tadına bakmayı sakın unutmayın.
Bir sonraki gizemli rotamızda, doğanın bir başka mucizesinde buluşuncaya dek; doğayla kalın, yolda kalın!

