Akdeniz’in nemli ve kavurucu sıcakları sahil şeridini bastırdığında, Mersinlilerin kalbi her zaman kuzeye, Toroslar’ın serin kucağına doğru çarpar. İşte bu kaçış noktalarının en kadim, en huzurlu duraklarından biridir Çamlıyayla; ya da eskilerin deyimiyle Namrun. Virajlı yolları tırmandıkça yükselen çam kokusu, ciğerlerinize dolan o keskin yayla havası ve asırlık çınar ağaçlarının gölgesi, sadece bedeninizi değil ruhunuzu da dinlendirir. Bir Lezzet ve Kültür Avcısı olarak bu hafta rotamı, lezzetin doğayla ve zanaatla buluştuğu bu saklı cennete çevirdim.
Çamlıyayla sokaklarında yürürken ilk durağım, bölgenin asırlardır gastronomi mirası olarak yaşatılan efsanevi tatlısı Karsambaç oluyor. Şehir merkezindeki modern dondurmalara adeta kök söktüren bu doğa mucizesi, Toroslar’ın kuytu obalarında, güneşe geç teslim olan obruk ve çukurlarda biriken el değmemiş karların toplanmasıyla hayat bulur. Kıştan kalan bu temiz kar kütleleri, özel çuvallarla meydanlara indirilir ve ahşap kaşıklarla bardağa doldurulur. Üzerine gezdirilen koyu kıvamlı üzüm pekmezi ya da Toroslar’ın şifalı keçiboynuzu özü, kar kristallerinin arasında süzülürken ortaya sadece bir tatlı değil, asırlık bir serinleme ritüeli çıkar.
İlk kaşığı aldığınızda hissettiğiniz şey; sentetik hiçbir tatlandırıcı barındırmayan, tamamen doğanın kendi elleriyle sunduğu bir tazeliktir. Karın o çıtır çıtır dokusu, pekmezin damağı kaplayan derin karamelimsi tatlılığıyla birleştiğinde zaman adeta durur. Karsambaç, köylünün doğayla kurduğu barışçıl ilişkinin en tatlı meyvesidir. Yaz sıcaklarında Toroslar’ın tepelerindeki karları saklayıp, onu tatlı bir ferahlığa dönüştürmek, Akdeniz insanının pratik zekasının ve doğaya duyduğu saygının en somut göstergesidir.
Ancak Çamlıyayla sadece damaklarda iz bırakmaz; gözlerde ve hafızalarda da silinmez izler nakşeder. Meydandaki ahşap çardaklarda oturan kadınların ellerindeki inceliği fark etmemek imkansızdır. Bir ucu tarihe, diğer ucu estetiğe dayanan “Çamlıyayla İğne Oyası”, burada yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Dünyaca ünlü bu iğne oyaları, ipek ipliklerin iğne ucuyla tek tek düğümlenmesiyle oluşur. Lale, sümbül, menekşe motifsiz bir yayla evi düşünülemez. Her bir ilmekte yayla kadınının sevinci, hüznü, sabrı ve zarafeti saklıdır. Karsambaç’ınızı yudumlarken bir yandan da bu iğne oyası ustalarının parmak uçlarındaki dansı izlemek, insanı bir masal alemine götürür.
Mersin, sadece sahillerinden ibaret devasa bir deniz şehri değildir; arkasını yasladığı dağlarda binlerce yıllık canlı bir kültür ve gastronomi hafızasını barındırır. Çamlıyayla’ya yolunuz düşerse, Namrun Kalesi’nin gölgesinde oturup bir bardak Karsambaç yemeden, hanımların el emeği göz nuru oyalarına dokunmadan ve Toroslar’ın çam fısıltılarını dinlemeden sakın dönmeyin. Çünkü bu topraklarda lezzet de kültür de doğanın kalbinde atar.

