Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Toroslar’ın Bulutlara Dokunan Mabedi: Mut Alahan Manastırı ve Taşın Unutulan Hafızası

Göksu Vadisi’ne tepeden bakan, Erken Hristiyanlık döneminin mimari mucizesi Alahan Manastırı’nın gizemli tarihine, taş işçiliğindeki estetiğe ve Toroslar’ın kalbindeki zamansız mirasına tarihçi gözüyle derin bir yolculuk.

Göksu Vadisi’ne tepeden bakan, Erken Hristiyanlık döneminin mimari mucizesi Alahan

Kıymetli Mersin Yerel Haber okurları, bugün köşemizde rotamızı Akdeniz’in mavi kıyılarından Toroslar’ın gururlu zirvelerine, Mut ilçemizin dik kayalıklarına çeviriyoruz. Sert virajları aşıp Göksu Vadisi’ne yukarılardan baktığınızda, deniz seviyesinden yaklaşık 1300 metre yükseklikte, adeta kayaların bağrından fışkırmış muazzam bir taş taç görürsünüz. İşte burası, sanat tarihçilerinin ve arkeologların “Toroslar’ın Ayasofyası” olarak nitelendirdiği, Erken Hristiyanlık döneminin en görkemli şahitlerinden biri olan Alahan Manastırı’dır.

M.S. 5. yüzyılda, Roma İmparatorluğu’nun pagan inançtan Hristiyanlığa geçiş sancıları yaşadığı ve Hristiyanlığın henüz resmi kabul gördüğü ilk dönemlerde inşa edilen Alahan, sadece bir ibadethane değil; dönemin mimari ve mühendislik sınırlarını zorlayan bir deha abidesidir. Isauria (İç Karya) bölgesinin efsanevi taş ustalarının elinde şekillenen bu yapı kompleksi, Bizans İmparatoru Zeno’nun desteğiyle hayat bulmuştur. Zeno’nun aslen bu topraklardan, Isauria bölgesinden çıkmış bir imparator olması, manastırın yapımına verilen önemi ve mimarisindeki eşsiz ihtişamı doğrudan açıklayan tarihsel bir detaydır.

Manastır kompleksine adım attığınızda sizleri karşılayan sütunlu cadde, Batı Kilisesi, Manastır odaları, kayalara oyulmuş keşiş hücreleri ve kompleksin incisi olan Doğu Kilisesi (Kubbeli Kilise), çağının çok ötesinde bir estetik anlayışı sunar. Özellikle Doğu Kilisesi’nin kapı sövelerindeki ve kemerlerindeki kabartma işçilikleri hayranlık uyandırıcıdır. Cebrail ve Mikail figürleri, incil yazarlarının sembolleri, aslan, kartal ve sarmaşık motifleri öyle ince bir ustalıkla işlenmiştir ki, 1500 yılı aşkın süredir rüzgara ve doğa şartlarına direnerek günümüze ulaşmayı başarmıştır.

17. yüzyılda Anadolu’yu karış karış gezen büyük seyyahımız Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Alahan Manastırı’ndan bahsederken duyduğu hayranlığı gizleyememiş ve “Ustasının elinden henüz yeni çıkmış gibi duruyor” ifadesini kullanmıştır. Gerçekten de Kudüs’ten İstanbul’a yürüyerek giden Hristiyan hacıların konaklama ve ibadet noktası olan bu manastır, yüzlerce yıl boyunca hem dini bir sığınak hem de dağların ortasında korunaklı bir kültür vahası olmuştur. Yapının ahşap çatısının kiremitlerle kaplı olduğu o görkemli dönemleri hayal etmek, vadiden esen serin rüzgarı dinlerken adeta geçmişe yolculuk yapmamızı sağlar.

Mersin’in tarihi zenginliği denildiğinde akla ilk gelen sahil şeridinin ötesine geçip, Toroslar’ın bu sessiz ve vakur bekçisini ziyaret etmek her Mersinlinin boynunun borcudur. Alahan Manastırı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan ve hak ettiği ilgiyi gelecekte çok daha fazla görecek olan paha biçilemez bir hazinemizdir. Mut’un zeytin kokulu coğrafyasından geçerken bulutlara dokunan bu taş mucizeyi seyretmek, Mersin’in derin köklerini yeniden hissetmek demektir. Bir sonraki yazımızda kentimizin bir başka tarihsel durağında buluşmak dileğiyle, tarihle kalın.