Felaket Kader Değildir: Mersin’de Yağmurun Ardından Kalan Sorumluluk

Mersin’e yağan yağmur, yalnızca toprağı değil; yıllardır ötelenen sorumlulukları, ihmal edilen planlamaları ve kurumsal eksiklikleri de görünür kılmıştır.
Derelerin taşması, kanalların yetersizliği ve kıl payı atlatılan büyük facia, bir doğa olayından çok daha fazlasını işaret etmektedir. Bu tabloyu “öngörülemeyen yağış” başlığı altında kaderle açıklamak, hem akla hem de vicdana sığmaz.
Evet, yağış şiddetliydi. Ancak mesele yağmurun yağıp yağmaması değil; yağdığında ne olacağının önceden öngörülüp öngörülmediğidir. Dereler Devlet Su İşleri’nin (DSİ) sorumluluğundadır. Bu sorumluluk yalnızca kâğıt üzerinde değil, sahada; yalnızca geçmiş verilerle değil, iklim krizinin yarattığı yeni gerçekliklerle ele alınmak zorundadır.
Bugün yaşananlar, DSİ kanallarının kapasite ve planlama açısından yetersiz kaldığını açıkça ortaya koymuştur.
Öte yandan, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin altyapıya verdiği önem göz ardı edilemez. Geçmiş dönemlerde battı-çıktı kavşaklarında, Alanya Sokağı’nda ve özellikle gecekondu mahallelerinde her yoğun yağışta yaşanan sel baskınlarının bu kez tekrar etmemesi, yapılan altyapı yatırımlarının somut bir sonucudur. Bu, doğru planlamanın ve kararlı uygulamanın ne denli hayati olduğunu göstermektedir.
MESKİ ekiplerinin sahada görünmesi, DSİ’ye yardımcı olma çabası da ayrıca değerlidir. Ancak iyi niyetli destekler, asli sorumluluğun üzerini örtemez. Derelerin ıslahı, kanalların genişletilmesi, taşkın risk haritalarının güncellenmesi ve yerleşim alanlarının bu gerçekliklere göre yeniden ele alınması DSİ’nin temel görev alanıdır.
Unutulmamalıdır ki doğa, yanlış imar planlarını affetmez. Dere yataklarına yapılan yapılaşmalar, daraltılan kanallar, betonla boğulan doğal akış yolları, bir gün mutlaka bedelini ödetir. Bugün “kıl payı” denilen durum, yarın telafisi mümkün olmayan kayıplara dönüşebilir.
Bu nedenle yaşananları geçici bir alarm olarak değil, kalıcı bir uyarı olarak okumak zorundayız. Kurumlar arası yetki tartışmalarına sığınmadan, merkezi ve yerel yönetimlerin eşgüdüm içinde, bilimsel veriler ışığında ve iklim değişikliği gerçeğini merkeze alarak ciddi önlemler alması artık bir tercih değil zorunluluktur.
Bu ifadeler felaketin ardından söylenmiş ya da geç kalmış sözler değil; henüz yaşanmamış daha büyük acıların önüne geçebilmek için bir haykırıştır. Bu nedenle acilen gerekli planlamalar yapılarak önlemler alınmalıdır.
Çünkü hiçbir vatandaş, ihmalin ve yanlış planlamanın bedelini kader diye ödemek zorunda değildir.
Büyükşehir Belediyesi projeleri arasında olan “Müftü Deresi rekreasyon alanı peyzaj çalışması” tüm bu riskler göz önünde bulundurularak yapılmalı ve DSİ’de bu konuda Belediye’ye kolaylaştırıcı desteğini sürdürmelidir.
Bürokrasinin çok daha işbirliği ve yardımlaşma ekseninde işlemesi beklenirken, bazen bu gibi sorunları aşmanın da zor olduğu bilinmektedir.
Bu sel felaketi ve sosyal medyada ki görüntüler, Mersin açısından hiç te hoş olmayan bir algı oluşmasına neden olmuştur.
DERŞAH NAR







YORUMLAR