Her gün onlarca başlık görüyoruz. Bildirimler düşüyor, akış yenileniyor, ekran kayıyor. Gün bitiyor ama geriye kalan şey çoğu zaman bir duygu değil; yalnızca bir yorgunluk. Çünkü çok şey okuyoruz ama çok az şey anlıyoruz.
Bugün haber, hızla tüketilen bir nesneye dönüştü. Kim önce verdi, kim daha çarpıcı yazdı, kim daha sert bir başlık attı… Asıl mesele olan “ne oldu ve neden oldu” sorusu ise çoğu zaman cevapsız kalıyor. O boşluğu da yorumlar, tahminler ve yarım bilgiler dolduruyor.
Gazetecilikte en tehlikeli şey yalan değil; eksikliktir. Çünkü eksik bilgi, okuru yanlış bir sonuca kendi kendine götürür. Bir ayrıntının atlanması, bazen gerçeğin tamamen yön değiştirmesi anlamına gelir. Ama hız çağında ayrıntı lüks sayılıyor.
Yerel basında bu daha da belirgin. Aynı haber, aynı cümlelerle, aynı başlıklarla dolaşıma giriyor. Kentin sesi, kentin kendisinden çok uzakta üretiliyor. Oysa bir şehir yalnızca rakamlardan, projelerden ya da resmî açıklamalardan ibaret değildir. Sokakta kalan, konuşulmayan, yazılmayan bir hafıza vardır.
Bazen bir haberde tek bir cümle eksiktir. Bazen bir ismin neden anılmadığı. Bazen de bir olayın arka planı bilinçli olarak görmezden gelinir. Okur fark etmez sanılır. Oysa fark edilir. Sadece yüksek sesle söylenmez.
Bu yüzden burada, başlık atma telaşı olmayacak. “İlk veren biz olalım” kaygısı da. Daha geç yazabilirim; ama daha sağlam yazmaya çalışırım. Çünkü hakikat, aceleyle kurulan cümleleri sevmez.
Bu yazılar, bir iddia metni değil. Daha çok bir hatırlatma. Haberle hakikat arasındaki mesafenin açıldığını ve bu mesafenin kendiliğinden kapanmayacağını hatırlatma çabası.
Belki herkesin konuştuğu bir konuda susacağım. Belki kimsenin dönüp bakmadığı bir ayrıntıda uzun uzun duracağım. Ama her durumda, yüzeyde kalmamaya çalışacağım.
Bugün haber var. Evet.
Ama hakikatin hâlâ zamana, sabra ve dikkatle bakmaya ihtiyacı var.







YORUMLAR