Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zuhal Gül Demiraslan

Toroslar’ın Göğe Değen Lezzeti: Çamlıyayla’da Karsambaç ve Namrun Sofrasının İzinde

Akdeniz’in o nemli, insanı kıyıdan tepelere doğru kaçmaya zorlayan sıcakları bastırdığında, Mersinlilerin kalbi ve rotası tek bir yönü gösterir: Toroslar’ın ulu göğsüne gizlenmiş Çamlıyayla, yani nam-ı diğer Namrun. Virajlı yolları tırmanırken camdan içeri dolan o keskin çam kokusu, sadece ciğerlerinizi değil, ruhunuzu da tazelemeye başlar. Bir lezzet ve kültür avcısı olarak bu hafta, Mersin’in sahil şeridindeki hareketlilikten sıyrılıp, bulutlara dokunan bu kadim yaylada asırlardır süregelen unutulmaz bir lezzet ritüelinin peşine düştüm.

Çamlıyayla’ya adım attığınızda sizi karşılayan ilk mucize, yazın ortasında kışın serinliğini yaşatan efsanevi tatlımız Karsambaç’tır. Bu lezzet, sıradan bir buzlu tatlı değildir; arkasında müthiş bir emek ve doğayla uyum hikayesi barındırır. Kış aylarında Toroslar’ın el değmemiş yüksek zirvelerine, derin obruklara ve korunaklı vadilere yağan bereketi, yerel halk özel tekniklerle kuyularda muhafaza eder. Yazın kavurucu günleri geldiğinde bu kristal temizliğindeki dağ karı kuyulardan çıkarılır, ahşap küreklerle incecik rendelenir ve üzerine ev yapımı koyu üzüm pekmezi ya da doğal karadut şurubu gezdirilir. Damağınıza dokunduğu an hissettiğiniz o doğal ferahlık, anlatılmaz, sadece yaşanır.

Ancak Namrun sofrası sadece tatlıyla sınırlı kalmaz. Karsambaç’ın serinliğine teslim olmadan önce, sacın başında yükselen dumanı takip etmeniz gerekir. Yörük kültürünün incisi olan otantik yayla sıkması, burada bir başka pişer. Kadınlarımızın maharetli ellerinde açılan incecik yufka ekmeği, odun ateşindeki sac üzerinde hafifçe pembeleştikten sonra içerisine Toroslar’ın yüksek yaylalarında otlayan keçilerin sütünden yapılan basma peyniri (sıkık peynir), dağlardan toplanan yarpuz ve taze çökeliğin muazzam uyumu konur. Hakiki yayla tereyağı ile yağlanıp sıcak sıcak sarılan bu sıkmayı ısırırken, yanında buz gibi bir yayla yayık ayranını yudumlamak lezzet algınızı bambaşka bir boyuta taşır.

Tarihi Namrun Kalesi’nin gölgesinde otururken bu lezzetleri tadımlamak, aynı zamanda coğrafyanın tarihle ve insanla kurduğu bağı hissettirir. Çamlıyayla’nın asırlık ahşap mimarisi, misafirperver Yörük insanının samimiyeti ve doğanın sunduğu cömertlik, buradaki her lokmayı bir gastronomik şölene dönüştürür. Şehrin karmaşasından uzaklaşıp köklerimize, doğanın en saf halini sunduğu sofralara dönmek, Mersin gastronomi kültürünün ne kadar zengin ve katmanlı olduğunun en büyük kanıtıdır.

Sevgili okurlarım, bu hafta sonu kendinize bir iyilik yapın. Akdeniz’in nemini arkada bırakıp Çamlıyayla’nın çam kokulu sokaklarına doğru bir yolculuğa çıkın. Namrun Kalesi’ne karşı sıcak bir sıkma yedikten sonra kaseden yükselen o serin Karsambaç’ı kaşıklayın. Göreceksiniz ki, Toroslar’ın zirvesinde hayat çok daha lezzetli ve çok daha yavaş akıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

    SON HABERLER