Türkiye siyasetinin son yıllardaki en belirgin özelliklerinden biri, toplumsal beklentiler ile siyasal kurumların ürettiği çözümler arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır.
Ekonomik kırılganlıklar, demokratik standartlardaki gerileme tartışmaları, kutuplaşmanın derinleşmesi ve kurumsal güvenin zayıflaması; yalnızca iktidar blokunu değil, muhalefetin yönünü ve niteliğini de sorgulayan geniş bir toplumsal iklim yaratmıştır. Bu bağlamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yalnızca seçim kazanmaya odaklı bir siyasal hat yerine, Türkiye’nin demokratik geleceğine yön verecek tutarlı, kapsayıcı ve sosyal demokrat bir yenilenme üretip üretemeyeceği sorusu her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.
Tam da bu noktada, yerel yönetim deneyimi, toplumsal temas gücü ve uzlaştırıcı siyaset diliyle öne çıkan isimlerin başında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’ ingeldiği dillendirilmektedir. Yapılan değerlendirmeler, yalnızca bir liderlik tartışması değil; aynı zamanda CHP’nin ideolojik kimliği, örgütsel disiplini ve toplumsal karşılığı üzerine yürütülen daha geniş bir arayışın parçası olarak görülmektedir.
Vahap Seçer ’in olası bir genel başkanlığının, CHP’yi yeniden gerçek sosyal demokrat çizgiye taşıyabileceği yönündeki beklenti; partinin tarihsel misyonu ile güncel toplumsal ihtiyaçlar arasında kurulacak dengenin önemini hatırlatmaktadır.
Sosyal demokrasinin özü; yalnızca refahın adil paylaşımı değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğü, çoğulculuk, yerel demokrasi, sosyal adalet ve insan onuruna saygı ilkelerinin kurumsallaşmasıdır. Yerel yönetim pratiğinde sosyal politikaları, katılımcı belediyeciliği ve farklı toplumsal kesimlerle kurduğu dengeli ilişkiyi görünür kılan bir liderliğin, bu ilkeleri ulusal ölçekte siyasal programa dönüştürebilmesi; parti tabanı kadar kararsız seçmen açısından da güçlü bir güven zemini yaratabilir.
Parti içi disiplin ve kurumsal bütünlük meselesi ise CHP’nin kronik sorunlarından biri olarak uzun yıllardır tartışılmaktadır. Disiplinin otoriterleşme anlamına gelmeden, ortak akıl ve ortak hedef etrafında birleşme kültürü şeklinde yeniden tanımlanması; çağdaş siyasal partilerin sürdürülebilirliği açısından belirleyicidir.
Seçer’ in uzlaşmacı fakat kararlı yönetim tarzının, farklı eğilimleri çatışma yerine diyalog zemininde buluşturabilecek bir model sunabileceği düşünülmektedir. Mersin kamuoyunda memnuniyet oranının % 85’lere varması, vizyon ve pratiğin örtüştüğünü göstermektedir.
Türkiye’nin toplumsal dokusu düşünüldüğünde, Alevi yurttaşlarla ilişkilerin onarıcı bir dil üzerinden güçlendirilmesi ve Kürt meselesinin demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık ekseninde ele alınması, yalnızca bir parti politikası değil; ülkenin barış ve birlik ihtiyacının gereğidir.
Bu alanlarda kapsayıcı, ötekileştirmeyen ve evrensel demokratik değerleri referans alan bir siyaset anlayışı; hem toplumsal yaraların sarılmasına katkı sunacak hem de muhalefetin güvenilirliğini artıracaktır. Seçer ’in yerelde sergilediği çoğulcu yaklaşımın, ulusal ölçekte de benzer bir toplumsal barış dili üretebileceği yönündeki beklenti bu nedenle önem taşımaktadır.
Siyasal güven meselesi, günümüz Türkiye’sinde belki de en kritik önemdedir. Toplum, yalnızca vaat eden değil; tutarlı davranan, şeffaf olan ve etik değerleri önceleyen bir siyasal duruş aramaktadır. Dürüstlük, karakter tutarlılığı ve demokratik ilkelere bağlılık; artık retorik değil, somut yönetim pratiği olarak ölçülmektedir.
Bu bağlamda Vahap Seçe gibi güven veren bir liderliğin, CHP’nin dağınık görüntüsünü toparlayarak vizyoner bir muhalefet anlayışı inşa etmesi ve partinin iktidar alternatifi olma ihtimalini güçlendirmesi mümkündür.
Elbette liderlik tek başına yeterli değildir; güçlü bir kadro, yenilenmiş bir program ve toplumla kurulan sürekli diyalog bu sürecin tamamlayıcı unsurlarıdır. Ancak siyasal tarih, doğru zamanda ortaya çıkan güven veren liderliklerin dönüşüm süreçlerini hızlandırabildiğini de göstermektedir.
Bu nedenle Vahap Seçer üzerine yürütülen tartışma, kişisel bir övgüden ziyade; Türkiye’de sosyal demokrasinin yeniden inşası sorusuna verilen olası bir yanıt olarak okunmalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşme yolculuğunda, kapsayıcı siyaset üretebilen, toplumsal güveni yeniden kurabilen ve evrensel değerlerle yerel gerçekliği buluşturabilen her liderlik arayışı; yalnızca bir partinin değil, ortak geleceğimizin meselesidir.
Bir de meseleye bu açıdan bakmakta büyük yarar vardır







YORUMLAR