ÖNCE BUTLAN, ŞİMDİ UMUTLAN

Siyaset bazen öyle bir hâl alıyor ki, aynı cümle içinde hem hukuk terimi hem de umut kelimesi yan yana durabiliyor. Son günlerde CHP’nin gündeminden düşmeyen “mutlak butlan” tartışması da hepimizi böyle bir dönemden geçiriyor. Bir tarafta mahkeme kararları, kayyım tartışmaları, polis müdahaleleri ve ikiye bölünen bir parti görüntüsü…
Diğer tarafta ise herkesin gözü Mersin’e, herkesin kulağı Vahap Seçer’e çevrilmiş durumda.
Çünkü siyaset Ankara’da ne kadar sertleşirse sertleşsin, Mersin’de başka bir denge kuruluyor. Bu dengeyi de yalnızca makamın gücüyle açıklamak mümkün değil. Burada bir siyasi birikim, bir çalışma disiplini ve yıllar içinde oluşmuş bir ağırlık var.
Cumartesi günü Kemal Kılıçdaroğlu Mersin’e geldi. Toroslar’da düzenlenen 2. Kardeş Göçerler Yörük Etkinliği’nde Yörüklerle buluştu, temsili göç yürüyüşüne katıldı, kendisine verilen Yörük sopası üzerinden de siyasete gönderme yapmayı ihmal etmedi. “Söz veriyorum o sopayı yeri geldiği zaman kullanacağım” dedi. Ardından CHP’ye oy istedi; hizmetten, hayvancılığın korunmasından ve siyasetin insanların hayatına dokunması gerektiğinden söz etti.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması, elbette yalnızca bir etkinlik konuşması değildi. CHP’nin yaşadığı ağır krizin ortasında, sahaya çıkma ve tabana seslenme mesajıydı. Fakat o gün Mersin’de herkesin asıl merak ettiği başka bir isim vardı: Vahap Seçer.
Seçer kürsüye çıktığında, aslında son günlerde sorulan birçok soruya cevap verdi. Yeni Parti’ye geçecek mi? CHP’de kalacak mı? Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alacak mı? Partinin geleceği için nasıl bir tavır takınacak?
Cevabı açık ve netti: “Bizler Atatürk’ün kurduğu bu köklü çatı altında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerleriyle büyüdük. Bu köklü çatıya ve değerlere yürekten bağlıyız. Partimizin bize çok emeği var; bizim de partimizde yıllarımız, köklü ve güçlü bir geçmişimiz var. Partimizi korumak ve kollamak en öncelikli görevimizdir.”
Bu cümle, bugünün siyaseti içinde sıradan bir parti bağlılığı açıklaması değildir. CHP’nin bir yanında “butlan” tartışması, öte yanında yeni parti arayışları ve belediye başkanlarının hangi tarafta duracağına ilişkin kulisler varken, Seçer’in CHP çatısı altında kalacağını açıkça söylemesi, Mersin sınırlarını aşan bir anlam taşıyor.
Ben Vahap Seçer’i uzun yıllardır takip ediyorum. Belediye faaliyetlerini, açıklamalarını, attığı adımları ve siyasete bakışını yakından izliyorum. Seçer’in en belirgin özelliği, gündemi başkalarının kurduğu cümlelerden okumaması. Gündemi izliyor, ölçüyor, tartıyor; sonra da hamlesini yapıyor. Üstelik bu hamleleri çoğu zaman kişisel hesapların değil, halkın yararının önüne koyuyor.
Disiplinli bir belediye başkanıdır. Çalışkandır. Ayrıntıyı önemser. Belediyeciliği yalnızca temel atma törenlerinden, açılışlardan veya sosyal medya paylaşımlarından ibaret görmez. Kurumun çalışmasını, işin zamanında yapılmasını, hesabın kitabın tutulmasını önemser. Siyasette de aynı anlayışla hareket ediyor. Önce düşünüyor, sonra konuşuyor. Konuştuğu zaman da söylediklerinin nereye varacağını hesaplıyor.
Mayıs ayında yaptığı açıklamalarda “Bu partinin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’dir” demiş, çözümün kurultay iradesiyle bulunması gerektiğini savunmuştu. CHP’ye yönelik bir saldırı gördüğünü, partinin bölünme riski taşıdığını ve mümkün olan en kısa sürede kurultaya gidilmesi gerektiğini ifade etmişti. Bu sözleri o gün söyleyen de Vahap Seçer’di, cumartesi günü CHP’nin köklü çatısına sahip çıkan da yine Vahap Seçer.
Burada bir çelişki arayanlar meseleyi eksik okuyor. Çünkü Seçer’in çizgisi bir kişiye koşulsuz biat etmek değil; parti iradesine, kurultaya, CHP’nin tarihsel kimliğine ve kurumsal bütünlüğüne sahip çıkmaktır. O gün seçilmiş genel başkanın iradesini savunuyordu, bugün partinin çatısının korunması gerektiğini söylüyor. İki açıklamanın ortak noktası aynı: CHP’nin dağılmasına razı olmamak.
Bugün herkes Vahap Seçer’in genel başkan olup olmayacağını, Cumhurbaşkanı adayı gösterilip gösterilmeyeceğini konuşuyor. Kulislerde isimler uçuşuyor, her cümleden bir adaylık işareti çıkarılıyor. Fakat ben bir siyasetçinin kendi ağzından duymadığım bir şeyi olmuş gibi yazmam. “Olacak”, “aday olacak”, “şu göreve gelecek” demek kolaydır. Siyasette asıl mesele, duyumla hüküm arasındaki mesafeyi koruyabilmektir.
Vahap Seçer genel başkan adayı olur mu, olmaz mı; Cumhurbaşkanı adayı olur mu, olmaz mı, bunu bugün bilemem. Kendisi açıkça söylemeden de kimse kesin konuşamaz. Çünkü siyaset, yalnızca kamuoyunun yakıştırmalarıyla yürütülen bir alan değildir. Bir insanın nereye yürüyeceğini, en doğru biçimde yine kendisi söyler.
Ama bildiğim bir şey var: Vahap Seçer’in CHP’de kalması, CHP adına büyük bir avantajdır.
CHP bir dönem Türkiye’nin birleştirici gücü olduğunu anlatan bir sloganla yola çıkmıştı. Bugün ise ne yazık ki kendi içinde ayrışan, farklı yönlere savrulan, aynı partinin insanlarının birbirine şüpheyle baktığı bir görüntü veriyor. Siyasetin en acı tarafı da burada ortaya çıkıyor. Bir parti, dışarıdan gelen saldırılar kadar içerideki dağınıklıkla da zayıflar.
İşte Vahap Seçer tam bu noktada önem kazanıyor. Çünkü Seçer, CHP içinde yalnızca bir belediye başkanı olarak görülmemelidir. Mersin’deki seçim başarıları, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı, farklı kesimlerle kurabildiği ilişki ve yıllardır sürdürdüğü siyasi çizgi, ona doğal bir ağırlık kazandırmıştır. Bu ağırlık, bağırarak değil; çalışarak, sonuç alarak ve kriz anlarında ölçülü davranarak oluşmuştur.
Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bugün büyük bir kriz yaşanmıyorsa, bunun nedenlerinden biri de Vahap Seçer’in siyasi birikimi ve yönetim ağırlığıdır. Her meselede aynı fikirde olmak mümkün değildir. Meclisler tartışır, siyasetçiler farklı düşünür, partiler kendi içinde görüş ayrılıkları yaşar. Fakat tartışmanın hizmeti durdurmadığı, kurumun itibarını zedelemediği ve siyasetin kişisel kavgaya dönüşmediği yerde demokrasi işler.
Seçer’in Mersin’de kurduğu dengeyi ilçelerde aynı ölçüde görmek kolay olmayabilir. CHP’nin yaşadığı ayrışma, ilçelere indikçe daha sert hissedilebilir. Belediye başkanları hangi tarafta duracak? Meclis üyeleri hangi yapıyla hareket edecek? İlçe başkanlıkları nasıl pozisyon alacak? Belediye personeli, siyasi kampların arasında bırakılacak mı? Herkes kendi ekibini mi kuracak? Müdürlükler, kadrolar ve belediye imkânları parti içi rekabetin malzemesi hâline mi gelecek?
Bir belediyede başkan ile meclis grubu arasında güven yoksa yatırım gecikir. Meclis üyeleri birbirini denetlemek yerine birbirine tuzak kurmaya başlarsa, kentin sorunları gündemin gerisine düşer. İlçe örgütleri belediye hizmetlerini konuşmak yerine kimin hangi fotoğraf karesinde yer aldığını tartışırsa, halkın siyasete olan güveni daha da azalır. Hele bir de belediye personeli “hangi taraftasın?” sorusuyla karşı karşıya bırakılırsa, orada kamu hizmetinden söz etmek zorlaşır.
Mersin Büyükşehir’de bugün işlerin yolunda gitmesinin önemli sebeplerinden biri, Vahap Seçer’in bu farkı bilmesidir. Siyaset yaparken partisini düşünür, belediye yönetirken kenti düşünür. İkisini birbirine karıştırmamaya çalışır. Bu kolay bir iş değildir. Hele ki CHP’nin içinden geçtiği böyle bir dönemde, bir tarafın sözcüsü olmak yerine partinin bütünlüğünü savunmak daha zor bir tercihtir.
Seçer’in cumartesi günü verdiği mesaj bana göre tam da budur: Ben bir yere savrulmadım, partimin tarihsel çizgisindeyim. Kendi siyasi geleceğim için değil, partinin geleceği için konuşuyorum. Kişiler gelir geçer; kurumlar ve değerler kalır.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey, daha fazla kavga değil; daha fazla akıl, daha fazla sabır ve daha fazla kurumsal sorumluluktur. Herkesin kendi hesabını partinin önüne koyduğu bir dönemde, partinin bütününü düşünen siyasetçilere ihtiyaç vardır. Seçer’in önemi de buradadır.
Genel başkan adayı olur mu, olmaz mı; cumhurbaşkanı adayı olur mu, olmaz mı bilmiyorum. Bunu kendisinden duymadan “olacak” demem. Fakat şunu açıkça iddia ediyorum: Vahap Seçer CHP’de kaldıysa, bu parti toparlanabilir. Hem de eskisinden daha güçlü bir biçimde toparlanabilir.
Çünkü CHP’nin yeniden birleştirici güç olabilmesi için yalnızca seçim kazanması yetmez. Önce kendi içindeki güveni yeniden kurması gerekir. Kırgınları aynı masaya oturtması, farklı düşünenleri düşmanlaştırmaması, belediyeleri parti içi savaş alanına çevirmemesi gerekir. Bunun için de yalnızca slogan değil, siyasi akıl gerekir.
Mersin’de bugün bunun bir örneği var. Vahap Seçer’in siyaseti, yüksek sesle konuşmadan da etkili olunabileceğini gösteriyor. Her gün yeni bir polemik üretmeden de gündem belirlenebileceğini, makamın gücüne yaslanmadan da ağırlık kurulabileceğini anlatıyor.
Belki de başlık bu yüzden “Önce butlan, şimdi umutlan” olmalı.
Çünkü CHP açısından tablo ağırdır ama umutsuz değildir. Parti bölünmüş olabilir, kadrolar karşı karşıya gelmiş olabilir, hukuk tartışmaları siyasetin önüne geçmiş olabilir. Ancak CHP’nin içinde hâlâ aklı, deneyimi, çalışkanlığı ve birleştirici tarafı ağır basan siyasetçiler var.
Vahap Seçer’in CHP’de kalması, işte bu nedenle yalnızca bir kişinin parti tercihi değildir. Bu, dağılmanın karşısına toparlanma ihtimalinin konulmasıdır.
Şimdi mesele, bu umudu kişisel hesaplara kurban etmemektir.
Çünkü CHP’nin bugün yeni bir lidere değil, önce yeniden ortak bir akla ihtiyacı var. O ortak akıl kurulabilirse, isimler zaten zamanı geldiğinde ortaya çıkar.
Ama bugün bildiğimiz şudur: Seçer gitmedi. CHP’nin çatısı altında kaldı. Ve bazen siyasette en büyük umut, birilerinin nereye gittiği değil, kimin zor zamanda yerinde kaldığıdır.
Derşah NAR


YORUMLAR