Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi üzerine konuşuluyor. Herkesin söyleyecek bir sözü, soracak bir sorusu, itiraz edeceği bir noktası var. Kimi partinin bölündüğünü söylüyor, kimi yeni bir başlangıç gerektiğini düşünüyor, kimi de yaşananların CHP’nin tarihine ve kurumsal kimliğine zarar verdiğini savunuyor.

Bence önce meseleyi doğru yerden konuşmak gerekiyor.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi tabanında bir kızgınlık var. Fakat bu kızgınlık Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendisine değil. CHP’nin kuruluşuna, tarihine, Cumhuriyet değerlerine, Atatürk’ün mirasına ya da bu ülkenin demokrasi mücadelesindeki yerine yönelik bir itirazdan söz etmiyoruz. İnsanların önemli bir bölümü CHP’nin daha güçlü olmasını, daha inandırıcı bir muhalefet yürütmesini ve iktidara gerçek bir seçenek hâline gelmesini istiyor.
Kızgınlık başka yerde.
Kızgınlık, yıllardır değişmeyen anlayışa, seçim yenilgilerine rağmen bir türlü yenilenemeyen kadrolara ve partinin önünü açmak yerine sürekli geçmiş tartışmaların içinde kalmasına yönelik.
Bu kızgınlığın merkezinde de Kemal Kılıçdaroğlu bulunuyor.
Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye emek vermediğini söylemek haksızlık olur. Uzun yıllar genel başkanlık yaptı, partiyi zor dönemlerde taşıdı, ağır eleştiriler aldı. Fakat siyaset yalnızca niyetle yapılmıyor. Bir siyasetçinin iyi niyetli olması, tek başına başarı için yeterli olmuyor. Hele konu yıllarca iktidar hedefiyle yola çıkmış bir parti ise, sonuçları konuşmak kaçınılmaz hâle geliyor.
Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu döneminde birçok seçime girdi. Her seçim öncesinde umut yükseldi. “Bu kez olacak” denildi. Seçmenden sabır istendi. Sonuç alınamadığında yeni açıklamalar yapıldı, yeni değerlendirmeler ortaya konuldu. Fakat seçmenin zihnindeki soru değişmedi: Bu parti ne zaman iktidar olacak?
Bugün tepkinin önemli bir bölümü işte bu sorudan kaynaklanıyor.
İnsanlar artık yalnızca seçim kazanamayan bir partiye değil, kazanamama hâlini normalleştiren bir siyaset tarzına itiraz ediyor. Her yenilgiden sonra sorumluluğun dağıtılması, başarısızlığın farklı gerekçelerle açıklanması ve aynı isimlerin yeniden umut olarak sunulması, parti tabanında ciddi bir yorgunluk meydana getirdi.
Şunu da açıkça söylemek gerekir: CHP seçmeni CHP’den vazgeçmiş değil. Tam tersine, CHP’nin kendisine gelmesini istiyor. Parti yeniden güven versin, yeniden heyecan yaratsın, yeniden geniş toplum kesimlerini aynı hedef etrafında buluştursun istiyor.
Ancak bunun için geçmişteki bütün hesapların bugünün önüne konulmaması gerekiyor.
CHP’de yaşanan son tartışmaların merkezinde de bu mesele var. Bir yanda kurultayda ortaya çıkan irade, diğer yanda mahkeme kararlarıyla şekillenen yeni tablo… Bir yanda partinin geleceğine dair beklentiler, diğer yanda eski tartışmaların yeniden açılması… Bütün bunlar CHP’yi yalnızca hukuki bir tartışmanın değil, aynı zamanda ciddi bir siyasi belirsizliğin içine çekiyor.
“Mutlak butlan” tartışması, parti içindeki sorunları çözmek bir yana, daha da ağırlaştırdı. Çünkü CHP’nin ihtiyacı olan şey, hangi ismin hangi makamda oturacağına ilişkin tartışmalar değil; parti içi iradenin yeniden güçlendirilmesiydi. Kurultay yapılmışsa, delegeler karar vermişse ve yeni bir yönetim ortaya çıkmışsa, o iradenin siyasi meşruiyeti tartışmaların merkezinde tutulmalıydı.
Şimdi yeniden kurultay sürecine giriliyor. Kongre takvimi konuşuluyor. İl başkanları bir araya geliyor. Parti yönetimi yeni bir örgüt modeli ve kurultay manifestosu hazırlamaya çalışıyor. Bütün bunlar CHP’nin kendisini toparlama arayışında olduğunu gösteriyor. Fakat ne yapılırsa yapılsın, aynı kişiler aynı tartışmaların merkezinde kalmaya devam ederse, sonuç değişmeyebilir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki tavrı burada belirleyici olacaktır.
Kılıçdaroğlu, kurultay sonrasında gerçekten geri planda kalır ve partinin önünü açarsa, CHP’nin üzerindeki gerilimin önemli bir bölümü azalabilir. Bu, Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki emeğini yok saymak anlamına gelmez. Tam tersine, deneyimli bir siyasetçinin en önemli sorumluluğu bazen yeniden öne çıkmak değil, doğru zamanda geriye çekilerek kurumun önünü açmaktır.
Her siyasi liderin bir dönemi vardır. O dönem tamamlandığında, kişisel ısrar partiye fayda sağlamaz. Çünkü parti, tek bir kişinin siyasi hayatından daha büyüktür. CHP de herhangi bir genel başkanın şahsi kariyerinden ibaret değildir.
Bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey, yeni bir kavga alanı değil, temiz bir başlangıçtır. Bunun ilk şartı da geçmişin sürekli bugünün üzerine bırakılmamasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun parti içinde kalması elbette mümkündür. Tecrübesinden yararlanılması da mümkündür. Fakat partinin günlük yönetimine, adaylık tartışmalarına ve yeni kadroların önünü kesen bir ağırlığa dönüşmemesi gerekir. Tecrübe başka bir şeydir, karar mekanizmalarını sürekli etkilemeye çalışmak başka bir şey.
CHP’nin bugün kişilere değil, kurallara ihtiyacı var. Bir kişinin iradesine göre şekillenen değil, kurultaydan örgüte kadar bütün kademeleri çalışan bir parti düzenine ihtiyaç var. Delegelerin, il ve ilçe örgütlerinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve parti tabanının kendisini değerli hissettiği bir yapı kurulmadan CHP’nin yeniden büyümesi kolay değildir.
Parti içindeki her tartışmanın bir taraf seçme yarışına dönüşmesi de doğru değildir. Bir siyasetçi Kılıçdaroğlu’na saygı duyabilir ama onun yeniden genel başkan olmasını istemeyebilir. Bir başkası geçmişte yapılan hizmetleri takdir edebilir ama yeni dönemin başka bir kadroyla yürütülmesi gerektiğini düşünebilir. Bunların hepsi meşru siyasi değerlendirmelerdir.
Asıl sorun, farklı düşüncelerin düşmanlık gibi görülmesidir.
CHP’nin yeniden güçlenebilmesi için önce kendi içinde eleştiriye tahammül etmesi gerekiyor. Başarısızlığı savunmak yerine nedenlerini araştırması, seçmenin neden uzaklaştığını anlaması ve aynı yöntemleri tekrar etmekten vazgeçmesi gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin bugün güçlü bir CHP’ye ihtiyacı var.
Ekonomik sıkıntı büyürken, adalet duygusu zedelenirken, gençler geleceğini başka ülkelerde ararken, emekliler geçim derdiyle boğuşurken muhalefet partisinin kendi içindeki koltuk tartışmalarıyla gündemi tüketmesi kabul edilebilir değildir. Halk, kimin hangi kurultayda ne hesap yaptığını değil, hayatını nasıl düzelteceğini bilmek istiyor.
CHP’nin iktidar olabilmesi için önce iktidar ciddiyetini göstermesi gerekiyor. Bunun yolu da parti içinde sürekli değişen dengelerden, kişisel hesaplardan ve eski defterlerden geçmiyor. Bunun yolu; güvenilir kadrolardan, açık bir programdan, sağlam bir örgüt yapısından ve seçmene verilen sözlerin arkasında durmaktan geçiyor.
Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki adımı bu açıdan yalnızca kendisiyle ilgili değildir. Vereceği karar, CHP’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir görüntü vereceğini de etkileyecektir. Eğer parti yeniden onun etrafında şekillenecekse, CHP’nin değişim iddiası daha baştan zayıflar. Eğer parti kendi kararını kendi kurultay iradesiyle alacak ve eski genel başkan da bu karara saygı gösterecekse, Cumhuriyet Halk Partisi için yeni bir dönem başlayabilir.
Benim düşüncem açık: CHP’ye değil, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir kızgınlık var. Bu kızgınlığı yok saymak, Cumhuriyet Halk Partisi seçmenini anlamamaktır. Bu tepkiyi “parti düşmanlığı” diye yaftalamak da kolaycılıktır.
İnsanlar CHP’ye küsmedi. İnsanlar CHP’nin yeniden umut olmasını bekliyor.
Fakat umut, aynı isimlerin aynı yöntemlerle yeniden sahneye çıkarılmasıyla oluşmaz. Umut, değişimin gerçekten gerçekleştiğine inanılmasıyla oluşur. Bunun için de Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin tarihindeki yerini koruyarak, bugünkü siyasi yarışın dışına çıkması ve partinin önünü açması gerekir.
Kurultay yapıldığında, parti kendi kararını verdiğinde ve Kılıçdaroğlu arka plana geçerek CHP’nin yeni kadrolarına alan açtığında, bugün yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü kendiliğinden sona erecektir.
O zaman Cumhuriyet Halk Partisi yeniden kendi gerçek gündemine dönebilir.
O zaman parti, geçmişte kimin haklı olduğunu değil, gelecekte Türkiye’yi nasıl yöneteceğini konuşmaya başlar.
Ve belki o zaman, CHP’ye kızgın olanlar değil; CHP’den umut bekleyenler konuşur.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, bir kişinin geçmişiyle sınırlı değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin geleceği için hâlâ büyük bir ihtiyaçtır.
Yeter ki kişisel hesaplar bir kenara bırakılsın.
Yeter ki kurultay iradesine saygı duyulsun.
Yeter ki herkes, partisinin kendi siyasi geleceğinden daha büyük olduğunu hatırlasın.
Derşah NAR








YORUMLAR