Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Toroslar’ın Rüzgarından Akdeniz’in Sofrasına: Mersin’in İz Bırakan Lezzet Haritası

Lezzet & Kültür Avcısı Selin, bu hafta Mersin’in sokak aralarından yükselen dumanı, Yörük yaylalarından kıyıya taşınan asırlık tarifleri ve bir şehri sadece tadarak değil, hissederek yaşamanın inceliklerini kaleme aldı.

Lezzet & Kültür Avcısı Selin, bu hafta Mersin’in sokak aralarından

Akdeniz’in nemli ama cömert rüzgarı sabahın ilk ışıklarıyla sahilden içeri süzülürken, Mersin’de hayat her zaman mutfaktan ve sokaktan başlar. Bu şehirde uyanmak, sadece güneşe merhaba demek değildir; baharat kokulu dar sokakların, sac üzerinde pişen ekmeğin ve dem çayın tıkırtısına kulak vermektir. Toroslar’ın heybetli eteklerinden kıyıya kadar uzanan bu eşsiz coğrafya, asırlardır Yörük kültürünün pratikliği ile Akdeniz’in bereketini aynı potada eritiyor. İşte bu yüzden Mersin’i anlamak için sadece gözlerinizi değil, damağınızı ve ruhunuzu da bu lezzet yolculuğuna açmanız gerekir.

Sabahın erken saatlerinde Kasaplar Çarşısı veya Ulu Cami civarındaki tarihi dokunun arasında yürürken, burnunuza gelen ilk kokulardan biri sıcacık bir sıkmanın davetkar kokusudur. Yörük çadırlarının o zamansız mirası olan sıkma, sacın üzerinde nar gibi kızaran incecik bazlamanın içine sıkıştırılmış tulum peyniri, hafif koku kazandırılmış çökelek veya baharatlı patatesle bir sanat eserine dönüşür. Yanında bakır köpüklü bir bardak çay ya da yayık ayranı varsa, Mersin’de güne başlamanın en mütevazı ama en krallara layık yolunu bulmuşsunuz demektir. Sıkma sadece bir kahvaltılık değil, Toros insanının pratik zekasının sofradaki en lezzetli imzasıdır.

Öğleye doğru şehir merkezinde adımlarınızı biraz hızlandırdığınızda, kulaklarınıza tepsi üzerine vuran çift bıçağın ritmik tıkırtıları çalınır. Evet, tantuninin kalbindesiniz! Gerçek bir Mersin tantunisi, pamuk yağı veya iç yağıyla buluşan minik biftek doğramalarının, toz biber ve suyla sac üzerinde yakalanan o muazzam dengesidir. Açık ekmeğin (lavaşın) sacın buharına basılarak yumuşatılması, içine sadece sumaklı maydanozlu soğan ve domates girmesi bu işin anayasasıdır. Şehir dışından gelenlerin düştüğü “kaşarlı tantuni” ya da “soslu tantuni” tuzaklarına inat, Mersinli iyi bilir ki gerçek tantuni sadeliğinden güç alır. Yanında acı süs biberi turşusu ve roka ile alçak taburelerde yenen o iki dürüm, sadece karnınızı değil, ruhunuzu da doyurur.

Sıcakların kendini iyice hissettirdiği saatlerde ise Mersin mutfağının en gizemli, en ferahlatıcı kahramanı sahneye çıkar: Batırık. Dışarıdan bakanların anlamakta zorlandığı ama bir kez alışanın tiryakisi olduğu batırık, ince bulgur, tahin, ceviz, domates salçası ve bolca taze yeşilliğin buzlu suyla buluştuğu mucizevi bir soğuk çorbadır. Özellikle Toroslar’ın eteklerinde, Silifke veya Erdemli kadınlarının imece usulü kurduğu sofralarda sohbetin en tatlı bahanesidir. Her kaşıkta yer fıstığı ve tahinin o derin aroması, nane ve fesleğenin tazeliğiyle birleşerek sıcağa adeta meydan okur.

Günü tatlı bir noktalamayla bitirmek istediğimizde ise karşımıza bir gastronomi simyası çıkar: Kerebiç. İrmik helvasına benzeyen dış kabuğunun içinde gizlenen bol fıstık veya ceviz içi, tek başına zaten harikadır; fakat kerebiçi efsaneleştiren şey üzerine dökülen o kar beyazı köpüktür. Çöven otu kökünün saatlerce kaynatılıp çırpılmasıyla elde edilen bu doğa mucizesi köpük, ne süt içerir ne de yumurta. Hafifliğiyle damakta erip giden kerebiç, Mersin’in tatlı kültüründeki inceliğin ve sabrın simgesidir. Yanına alacağınız bir parça cezerye ise havuç, baharat ve kuruyemişin şifalı gücünü evinize kadar taşıyacaktır. Mersin, sokaklarında yürüdükçe lezzetlenen, lezzetlendikçe hikayeleri derinleşen bir masal gibidir. Yeter ki durup dinlemeyi ve tadını çıkarmayı bilin.