Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Toroslar’ın Serinliğinden Tarihin Derinliğine: Mersin’de Unutulmaz Bir Keşif Rotası

Rota Mersin Gezgini Can, bu haftaki yazısında Akdeniz’in maviliğinden Toroslar’ın çam kokulu yaylalarına uzanan; Kanlıdivane’den Namrun’a, Gilindire’den Cennet-Cehennem’e uzanan büyüleyici bir keşif yolculuğunu kaleme aldı.

Rota Mersin Gezgini Can, bu haftaki yazısında Akdeniz’in maviliğinden Toroslar’ın

Sevgili Mersin Yerel Haber okurları, merhabalar. Sırt çantamı alıp yollara düşüpte adımlarımı bu kadim topraklara bastığımda bana her zaman sorarlar: “Can, bu şehrin tükenmeyen enerjisi, bu gizemli cazibesi nereden geliyor?” Cevabım her defasında aynıdır: Mersin, yalnızca masmavi bir kıyı şeridinden ibaret değildir; o, Akdeniz’in dalga sesleriyle Toroslar’ın heybetli fısıltısının birbirine karıştığı, adeta zamanın durduğu devasa bir açık hava müzesidir. Bu hafta köşemde, sahilin nemli sıcaklığından ve günlük hayatın koşturmacasından kaçıp tarihin ve doğanın kucağına sığınmak isteyenler için hazırladığım, ruhunuzu tazeleyecek özel bir keşif rotasını paylaşacağım.

Yolculuğumuza, Erdemli sınırları içerisinde yer alan ve adımınızı attığınız ilk andan itibaren sizi mistik bir atmosferle sarmalayan Kanlıdivane (Canytellis) ile başlıyoruz. Dev bir obruğun etrafına kurulmuş bu antik kentte yürürken, asırlık zeytin ağaçlarının gölgesinde yankılanan rüzgar, adeta Helenistik dönemden günümüze taşınan bir fısıltı gibidir. Obruğun dik kayalıklarına kazınmış kabartmalar ve antik bazilikaların kalıntıları arasında dolaşırken doğanın heybeti karşısında büyülenmemek elde değil. Birkaç kilometre ötedeki Cennet-Cehennem Obrukları ise doğanın bu coğrafyaya sunduğu bir başka mucize. Cennet Obruğu’nun 452 basamaklı merdivenini inip alt kısımdaki Meryem Ana Kilisesi’ne ulaştığınızda ve Yeraltı Deresi’nin sesini dinlediğinizde, kent karmaşasının getirdiği tüm yorgunluğun yok olduğunu hissedeceksiniz.

Rotamızı biraz daha batıya, Aydıncık ilçemize çevirdiğimizde ise bizi bu dünyanın ötesindenmiş gibi duran Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası karşılıyor. Son Buzul Çağı’na tanıklık etmiş bu muazzam doğal oluşum, merdivenlerden aşağıya indikçe sizi bambaşka bir boyuta taşıyor. Binlerce yılda damla damla oluşan sarkıtlar, dikitler ve mağaranın sonundaki o kristal berraklığındaki devasa göl… Aynalıgöl’ün durgun sularına yansıyan sarkıtlar karşısında büyülenmemek imkansız. Buranın neden Türkiye’nin ve hatta dünyanın en etkavori doğa harikalarından biri olduğunu bir kez daha anlayacaksınız. Işıklandırmanın yarattığı görsel şölen, yerin metrelerce altında zamanı unutturan türden bir deneyim sunuyor.

Deniz seviyesinden metrelerce yükseğe, Toroslar’ın serin nefesine doğru tırmandığımızda ise durağımız Çamlıyayla, yani köklü adıyla Namrun Yaylası oluyor. Çam, sedir ve ardıç kokularının birbirine karıştığı bu yayla, sadece bir oksijen deposu değil, aynı zamanda asırlık bir yaşam kültürünün merkezidir. Namrun Kalesi’nin zirvesine çıkıp vadiyi seyretmek, aşağıdaki sıcak havaya tezat oluşturan o tatlı Toros rüzgarını içinize çekmek tarif edilemez bir duygu. Burada kısa bir mola verip buz gibi karsambaç tatmak, yayla köylülerinin el emeği sıkmalarından yemek ve asırlık çınarların altında demli bir çay içmek, rotamızın en lezzetli ve huzurlu anı haline geliyor.

Kısacası Mersin, keşfetmeyi bilenler için sonsuz bir hazine sunuyor. Sahilden sadece bir saatlik sürüşle karlarla kaplı dağ eteklerine veya serin yaylalara ulaştığınız, her virajda başka bir antik kentin kalıntısıyla karşılaştığınız bu zengin coğrafyayı yaşamak büyük bir ayrıcalık. Bu hafta sonu kendinize bir iyilik yapın, konfor alanınızdan çıkın, yürüyüş ayakkabılarınızı giyin ve Mersin’in gizli kalmış patikalarına doğru yola koyulun. Çünkü doğa, atılan her adımda insanı iyileştirir ve Mersin, keşfedilmeyi bekleyen binlerce hikayesiyle sizleri bekliyor. Bir sonraki rotada buluşmak üzere, doğayla ve sevgiyle kalın!