Mersin’in batıya doğru kıvrılan o masmavi kıyı yolunda direksiyonu ne zaman kırsam, içimi tanımlanamaz bir heyecan kaplar. Deniz kokusunun Toroslar’ın dik yamaçlarından süzülen çam kokusuyla karıştığı o dar virajlar, beni her defasında kentin en dingin, en bakir köşelerinden birine götürür: Aydıncık… Eski adıyla antik Kelenderis kentinin üzerine kurulmuş bu şirin ilçe, Mersin’in gastronomi ve kültür haritasında mücevher gibi parlayan ama bir o kadar da keşfedilmeyi bekleyen gizli bir cennettir. Bu hafta köşemde, sizi Akdeniz’in dalga sesleri eşliğinde yeraltının büyülü dünyasına ve oradan da damağınızda unutulmaz izler bırakacak Yörük sofralarına davet ediyorum.
Yolculuğumuzun ilk durağı, şüphesiz sadece Mersin’in değil, dünyanın da sayılı doğa harikalarından biri olan Aynalıgöl (Gilindire Mağarası). Mağaranın kapısından içeri adım attığınız an, dışarıdaki sıcak Akdeniz havası yerini tatlı bir serinliğe ve büyüleyici bir sessizliğe bırakıyor. Yüzlerce basamak aşağı inip mağaranın en derin noktasına ulaştığınızda karşılaştığınız tablo ise adeta bir hayal alemi. Binlerce yılda oluşan sarkıt ve dikitlerin, devasa bir ayna gibi duran durgun göl suyuna yansıması insanı adeta büyülüyor. Suyun berraklığı o kadar ürpertici ve güzel ki, nerede havanın bittiğini, nerede suyun başladığını anlamakta zorlanıyorsunuz. Aynalıgöl, Aydıncık’ın ruhunu en iyi özetleyen yer: Derin, sessiz ve zamansız…
Bu büyüleyici yeraltı yürüyüşünün ardından acıkan karnımızı doyurmak için yönümüzü Aydıncık’ın antik limanına ve sahil şeridine çeviriyoruz. Liman boyunca sıralanan küçük, mütevazı balıkçı lokantaları, Akdeniz’in bereketini en taze haliyle tabağınıza taşır. Kelenderis’in binlerce yıllık denizcilik geçmişi, bugün yöre balıkçılarının sofralarında yaşamaya devam ediyor. Özellikle bu bölgenin temiz sularından avlanan taze barbun ve kayabalıkları, bölgenin sızma zeytinyağı ile buluştuğunda ortaya çıkan lezzet tarif edilemez. Balığın yanında sunulan ve deniz kıyısındaki kayalıklardan titizlikle toplanan kaya koruğu mezesi ise, ekşi ve tuzlu aromasıyla damağı adeta bir Akdeniz esintisiyle tazeliyor.
Ancak Aydıncık lezzetleri sadece denizle sınırlı değil. Toroslar’ın eteklerine doğru tırmandığınızda, bölgenin köklü Yörük kültürü gastronomiye damgasını vurur. Odun ateşinde pişirilen sıcacık Yörük yufkalarının içerisine sarılan, keçi sütünden elde edilmiş taze çökelek ve yabani otlar (özellikle ısırgan ve çiriş), buradaki lezzet durağının vazgeçilmezidir. Yemeğin finalini ise Aydıncık’ın narenciye bahçelerinden toplanan bergamot ve turunç kabuklarından yapılan, buram buram Akdeniz kokan ev yapımı reçellerle yapmak adeta bir gelenektir. Kıvamı tam tutturulmuş bu reçeller, bölgenin misafirperverliğini tatlı bir sonla mühürler.
Aydıncık, popüler turizmin gürültüsünden uzak kalmayı başarmış, tarihiyle, doğasıyla ve samimi mutfağıyla insana nefes aldıran bir kaçış noktası. Aynalıgöl’ün sularındaki o büyülü yansımayı gördükten sonra, sahil kenarında taze deniz ürünleri ve Yörük tatlarıyla bir gün geçirmek, Mersin’in ne kadar zengin bir mozaiğe sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Eğer bu hafta sonu ruhunuzu ve damağınızı besleyecek özgün bir rota arıyorsanız, yönünüzü mutlaka Aydıncık’a çevirin. Sevgiyle ve lezzetle kalın!

