Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Toroslar’ın Göğsünde Taşlaşan Bir Doğu Roma Düşü: Mut Alahan Manastırı

Mersin’in Mut ilçesinde, deniz seviyesinden 1300 metre yüksekte sarp kayalıkların üzerine inşa edilen Alahan Manastırı, Doğu Roma mimarisinin Taşlık Kilikya’daki en görkemli mirası olarak zamana meydan okumaya devam ediyor.

Mersin’in Mut ilçesinde, deniz seviyesinden 1300 metre yüksekte sarp kayalıkların

Kıymetli Mersin Haber okurları, bugün köşemde sizleri Akdeniz’in mavi dalgalarından biraz uzaklaştırıp, Toros Dağları’nın çam kokulu serinliğine, taşın inançla ve estetikle yoğrulduğu muazzam bir tepeye davet ediyorum. Akdeniz kıyısından kuzeye, Göksu Vadisi boyunca ilerleyip Mut ilçemize vardığınızda, başınızı göğe doğru kaldırırsanız 1300 metre yükseklikte dağın bağrına adeta bir taç gibi oturtulmuş o eşsiz yapıyı görürsünüz: Alahan Manastırı.

Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda Seyahatname’sinde “Ustasının elinden henüz çıkmış gibi duruyor” diyerek hayranlığını gizleyemediği Alahan, sadece Mersin’in değil, tüm Akdeniz havzasının en önemli Erken Hristiyanlık ve Doğu Roma (Bizans) dönemi eserlerinden biridir. 5. yüzyılın ikinci yarısında, Isauria kökenli İmparator Zeno’nun finansal desteğiyle inşa ettirildiği bilinen bu kompleks, Hristiyanlığın henüz yayılma aşamasında olduğu dönemlerde hacıların Kudüs’e gidiş güzergâhında hayati bir mola noktasıydı.

Manastır kompleksi; Batı Kilisesi, Doğu Kilisesi (Kubbeli Kilise), vaftizhane, kaya oyma keşiş hücreleri ve bunları birbirine bağlayan sütunlu bir yoldan oluşmaktadır. Yapıyı gezerken sizi ilk çarpan şey, mimarideki işçilik ve taş kabartmaların detay seviyesidir. Kiliselerin portal kapılarında ve sütun başlıklarında yer alan Cebrail ve Mikail tasvirleri, asma yaprakları, balık motifleri ve İncil yazarlarının sembolleri, dönemin taş ustalarının nasıl bir sanat dehasına sahip olduğunu gözler önüne serer. Çatı kaplaması dışında neredeyse tamamı yekpare kireç taşından inşa edilen Doğu Kilisesi, mimari yapısıyla İstanbul’daki Ayasofya’nın öncüllerinden biri kabul edilir; bu yüzden tarih çevrelerinde “Toroslar’ın Ayasofyası” olarak da anılmaktadır.

Alahan’ı benzersiz kılan tek şey mimarisi değildir elbette. Oraya çıktığınızda rüzgârın surlar arasından fısıldadığı tarihi duyarsınız. Dağların sarp yamaçlarında güvenlik amacıyla inşa edilen bu manastır, aynı zamanda zorlu kış şartlarında sığınan yolculara kucak açan bir hayır kurumu işlevi görmüştür. Bugün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu değerimiz, Taşlık Kilikya’nın inanç, ticaret ve sanat yollarının nasıl birleştiğini kanıtlayan en canlı tanık olarak durmaktadır.

Sevgili hemşerilerim, Mersin sadece deniz ve güneşten ibaret bir şehir değildir; Mersin, medeniyetlerin katman katman yükseldiği devasa bir açık hava müzesidir. Yanı başımızda duran bu bin beş yüz yıllık taş işçiliği abidesini henüz ziyaret etmediyseniz, bir hafta sonunuzu Mut’un serin yaylalarına ve Alahan Manastırı’nın mistik atmosferine ayırmanızı gönülden tavsiye ederim. Bir sonraki yazımızda, tarihin bir başka saklı sayfasında buluşmak dileğiyle…