Akdeniz çanağı son yılların en ağır iklim krizlerinden birini yaşarken, İspanya ve İtalya gibi küresel zeytin devleri rekolte kayıplarıyla boğuşuyor. Tam da bu süreçte Mersin tarımının sessiz ama en güçlü kalesi olan Mut ilçemiz, sahip olduğu eşsiz mikroklima avantajıyla ezber bozmaya devam ediyor. Toroslar’dan süzülen poyraz rüzgarlarının nemi kırması sayesinde zeytin sineğinin barınamadığı bu topraklarda, kimyasal ilaçlamaya neredeyse hiç ihtiyaç duyulmadan üretim yapılıyor. Mersin’in bu doğal avantajı, sadece yerel üreticiyi korumakla kalmıyor, aynı zamanda dünya standartlarında organik zeytinyağı üretimi için benzersiz bir zemin sunuyor.
Topraktan sofraya uzanan bu yolculukta Mut zeytinyağını muadillerinden ayıran en kritik unsur, yüksek polifenol (antioksidan) değerleri ve düşük asit oranıdır. Son yıllarda bölgedeki üreticilerimizin geleneksel yöntemleri bir kenara bırakıp erken hasat ve soğuk sıkım tekniklerine geçiş yapması, ürün kalitesini zirveye taşıdı. Coğrafi işaret tesciliyle taçlanan Mut zeytinyağı, artık sadece iç piyasada değil, Avrupa’dan Japonya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada nitelikli gıda arayan alıcıların dikkatini çekiyor. Ancak bu potansiyeli tam anlamıyla katma değere dönüştürmek için markalaşma ve ambalajlama yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi gerekiyor.
Ekonomi penceremizden baktığımızda ise lojistik kanallarının çeşitlenmesi Mersin tarımı için adeta yeni bir devrin kapısını araladı. Mersin Limanı’nın halihazırdaki dökme yük ve konteyner avantajına, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın kargo taşımacılığı kapasitesi eklendi. Özellikle butik üretim yapan, yüksek kaliteli ve katma değerli zeytinyağı ihracatçıları için hava kargo, Körfez ülkeleri ve Kuzey Amerika gibi uzak pazarlara tazeliği koruyarak ulaşma imkanı tanıyor. Ürünümüz var, kalitemiz tescilli; şimdi eksik olan şey, bu lojistik ağları daha agresif bir pazarlama stratejisiyle birleştirmek.
Elbette her şey toz pembe değil. Artan gübre, işçilik ve sulama maliyetleri üreticimizin belini bükmeye devam ediyor. Yeraltı su seviyelerinin çekildiği bu dönemde, Göksu Nehir havzasının doğru yönetimi ve modern damlama sulama altyapılarının tüm bahçelere yaygınlaştırılması şart. İlçe tarım müdürlükleri ve yerel kooperatiflerin ortak hareket ederek üreticiyi kuraklık yönetimi konusunda eğitmesi, Mersin zeytinciliğinin geleceğini garanti altına alacaktır. Birlikte hareket etme kültürünü ne kadar güçlendirirsek, tarladaki çiftçimizin alacağı pay da o derece artacaktır.
Sonuç olarak Mersin, sadece narenciye ya da sera üretimiyle sınırlı bir tarım kenti değildir. Mut zeytini ve zeytinyağı, kentimizin tarımsal çeşitliliğinin ve ekonomik direncinin en somut göstergesidir. Sanayicimizin, ihracatçımızın ve yerel yönetimlerimizin bu stratejik ürüne daha fazla sahip çıkması; markalaşma, depolama ve uluslararası fuar katılımlarını desteklemesi gerekiyor. Toprağımızın bereketini doğru stratejilerle harmanladığımızda, Mersin’in yeşil altını sadece bölgeyi değil, ülke ekonomisini de beslemeye devam edecektir.
