Memleketin ekonomisi, son zamanlarda öyle bir hal aldı ki, artık sadece iktisatçılar değil, bakkal amcalar, emekli teyzeler ve hatta ilkokul çocukları bile kendi çapında birer ekonomist kesildi. Her gün yeni bir veri, yeni bir açıklama…
Ekranlarda rakamlar dans ediyor, grafikler şaha kalkıyor, ama sokağın nabzı başka bir şarkı söylüyor.

Sanki iki ayrı evrende yaşıyoruz; birinde refah ve büyüme destanları yazılırken, diğerinde faturalar ve pazar poşetleri arasında bir hayatta kalma mücadelesi veriliyor.
Emekli Amca ve Teyzenin Yeni Matematiği
Eskiden emekli amcalarımız, teyzelerimiz vardı; bayramlarda torunlarına harçlık veren, torunlarını sevindiren. Şimdi ise durum biraz değişti.
Emekli amca, markette domatesin kilosunu sorarken, sanki bir kuantum fiziği denklemini çözmeye çalışıyor.
Aldığı maaşla ay sonunu getirme sanatı, artık Nobel Ekonomi Ödülü’ne aday gösterilecek bir beceri haline geldi. “Enflasyonla mücadele ediyoruz” deniyor, ama emeklinin cüzdanı bu mücadeleden hep yenik çıkıyor. Eskiden bayram harçlığı veren emekli, şimdi bayramda torunundan harçlık bekler oldu.
Bu, sadece bir maaş meselesi değil, bir onur, bir itibar meselesi. Ama ne yazık ki, rakamlar onuru değil, sadece kuru bir sayıyı gösteriyor.
Asgari Ücretli Kahramanlar ve Hayatta Kalma Sanatı
Asgari ücretli kardeşlerimiz ise, modern zamanların adsız kahramanları.
Onların hayatı, adeta bir hayatta kalma simülasyonu. Asgari ücret, artık bir “geçim ücreti” olmaktan çıkıp, “nefes alma ücreti”ne dönüştü. Ayın 15’inde maaşını değil, maaşının kalanını düşünmeye başlayan bir kitle var.
Elektrik faturası, su faturası, doğalgaz faturası…
Her biri, asgari ücretlinin bütçesinde birer dev. Market alışverişi ise, bir strateji oyunu.
Hangi ürünü alsam, hangisinden vazgeçsem? Bu, sadece bir alışveriş değil, bir yaşam mücadelesi. Ve bu mücadelede, kahramanlarımızın ellerinde kılıç yerine, boş bir cüzdan var.
Ekonomik Terimlerin Yeni Anlamları
“Refah”, “büyüme”, “istikrar”… Bu kelimeler, eskiden kulağa hoş gelirdi.
Şimdi ise, sanki başka bir dilde konuşuluyor gibi. Ekranlarda “büyüme” rakamları açıklanırken, sokağın sesi “küçülme” fısıldıyor. “İstikrar” deniyor, ama fiyat etiketleri her gün yeni bir sürprizle karşımıza çıkıyor.
Bu terimler, halkın yaşadığı gerçeklikle öyle bir tezat oluşturuyor ki, artık mizah malzemesi olmaktan öteye geçemiyor. Sanki bir illüzyon gösterisinin içindeyiz; sihirbaz bize tavşan çıkarırken, biz cebimizdeki son kuruşun kaybolduğunu fark ediyoruz.
İzahı Olmayanın Mizahı Olur, Ama Nereye Kadar?
Durum ortada. İzahı olmayanın mizahı olur derler. Ve evet, bu durumun mizahı bol. Ama bu mizah, güldürürken düşündüren, hatta bazen iç burkan bir mizah.
Çünkü mizah, bir savunma mekanizmasıdır. Gerçeklerle baş edemediğimizde, acıyı hafifletmek için başvurduğumuz son liman.
Ancak bu liman, ne kadar güvenli?
Ne kadar süreyle bizi koruyabilir?
Belki de asıl soru şu: Bu mizah, bizi ne kadar daha oyalayabilir?
Yoksa bir gün, mizahın da izahı kalmayacak mı? İşte o zaman, asıl sessizlik başlayacak sanırım.
Derşah NAR Yazdı…









YORUMLAR