Toroslar’ın Akdeniz ile kucaklaştığı en özel havzalardan biri olan Göksu Deltası, sadece ekolojik çeşitliliğiyle değil, Mersin ve ülke ekonomisine sunduğu devasa tarımsal katma değerle de bölgenin can damarı olmayı sürdürüyor. Bu havzanın en belirgin simgelerinden biri şüphesiz ki coğrafi işaretli Silifke çileğidir. Son yıllarda geleneksel açık alan yetiştiriciliğinden topraksız ve yüksek teknolojili örtüaltı üretimine geçiş, Silifke’yi sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu ve Doğu Avrupa’nın da çilek üssü haline getirdi.
Aralık ve Ocak aylarında başlayıp yaz ortasına kadar kesintisiz devam eden hasat periyodu, İspanya ve İtalya gibi Akdenizli rakiplere kıyasla pazar zamanlamasında Silifke’ye muazzam bir üstünlük sağlıyor. Dekar başına alınan yüksek verim ve Göksu Deltası’nın özgün mikrokliması sayesinde elde edilen o yoğun aroma, Silifke çileğini tüccarın ve nihai tüketicinin gözünde ayrıcalıklı bir yere koyuyor. Binlerce ailenin doğrudan geçim kaynağı olan bu ürün, bölgedeki mevsimsel iş gücü dengesini korurken, kırsal kalkınmanın da en somut örneğini teşkil ediyor.
Ancak bir ürünün tarlada mükemmel yetişmesi, küresel ticaret liginde tek başına şampiyonluk getirmeye yetmiyor. İşte tam bu noktada lojistik ve cold-chain (soğuk zincir) altyapısının hayati rolü devreye giriyor. Silifke’den toplanan ürünlerin Mersin Limanı ve uluslararası kara taşımacılığı koridorları üzerinden Rusya, Doğu Avrupa ve Körfez ülkelerine bozulmadan ulaştırılması, ihracat marjlarını belirleyen ana faktördür. Tarladaki emeğin küresel pazarda heba olmaması için paketleme tesislerinin standartlaştırılması ve frigofrik araç organizasyonlarının entegre biçimde yönetilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Ekonomist ve tarım analizcisi gözüyle baktığımızda, Silifke çileğindeki en büyük stratejik eksiklik ise ham madde satışına sıkışıp kalmış olmamızdır. Çileği yalnızca taze meyve olarak ihraç etmek, ürünün yarattığı potansiyel katma değerin önemli bir kısmını dışarıda bırakmak anlamına geliyor. Dondurulmuş çilek (IQF teknolojisi), çilek kurusu (freeze-dried), gıda sanayii için konsantre ve doğal aroma ekstraktı üretecek sanayi tesislerinin Mersin hinterlandında kurulması, rekolte fazlası dönemlerde taban fiyatların çökmesini engelleyecek ve üreticimizi koruyacaktır.
Sonuç olarak, Akdeniz’in bu kırmızı elması, sadece bir tarım ürünü değil, Mersin’in küresel ticaretteki kartvizitlerinden biridir. İklim değişikliği ve su kaynaklarının yönetimi gibi küresel risklerin kapıda olduğu bu dönemde, Göksu’nun suyunu damlama sulama sistemleriyle koruyarak, markalaşmaya ve endüstriyel dönüşüme odaklanmalıyız. Silifke çileği tarladan konteynere, konteynerden dünya sofralarına uzanan bu yolculukta hak ettiği değeri buldukça, kazanan sadece üretici değil, bütün Mersin ekonomisi olacaktır.

