Toros Dağları’nın Akdeniz’e bakan güney yamaçlarında, doğanın Mersin’e cömertçe sunduğu en özel iklim havzalarından biri saklıdır: Mut Havzası. Yıllardır Erdemli’nin limonunu, Silifke’nin çileğini ya da Tarsus’un üzümünü konuşurken, sessiz ama kararlı bir şekilde yükselen bir başka “yeşil altın” devrimine tanıklık ediyoruz. Mut zeytini ve zeytinyağı, sadece rekolte artışıyla değil, doğallığı ve yüksek kalitesiyle de kentimiz ekonomisinin en stratejik taşıyıcı sütunlarından biri olma yolunda hızla ilerliyor.
Mut zeytinciliğini Türkiye’deki diğer üretim merkezlerinden ayıran en temel unsur, ilçenin sahip olduğu benzersiz mikroklidadır. Bölgede etkili olan kuru poyraz rüzgarları ve düşük nem oranı, zeytin ağacının en büyük belalısı olan zeytin sineğinin barınmasına izin vermez. Bu doğal koruma kalkanı sayesinde Mutlu üreticimiz, neredeyse hiç kimyasal tarım ilacı kullanmadan tamamen doğal ve organik nitelikte zeytin yetiştirmektedir. Haydar Mahallesi’ndeki 1300 yıllık tarihi zeytin ağacının hâlâ meyve veriyor olması, bu toprakların zeytinle kurduğu kadim bağın ve ekolojik uyumun en somut belgesidir. Coğrafi işaret tesciliyle taçlanan bu potansiyel, bugün binlerce ailenin ana geçim kaynağını oluşturmaktadır.
Ancak bir Tarım ve Ekonomi Editörü olarak sahada gördüğüm acı bir gerçek var: Üretimdeki başarımızı ne yazık ki pazarlama ve katma değer yaratma aşamasına tam anlamıyla yansıtamıyoruz. Mut’ta elde edilen yüksek polifenollü, düşük asitli o muazzam zeytinyağlarının büyük bir kısmı hâlâ “dökme yağ” olarak büyük firmalara veya Ege bölgesindeki tüccarlara satılıyor. Orada şık şişelere doldurulup, farklı markalar altında iki-üç katı fiyatla ulusal ve uluslararası pazara sunuluyor. Yani alın terini Mutlu çiftçi döküyor, katma değeri ve markalaşma kârını ise aracılar topluyor. Mersin Limanı gibi devasa bir lojistik kapının dibinde yaşarken, kendi markamızla konteyner yüklayamamak kabul edilebilir bir durum değildir.
Bu kıskacı kırmanın yolu bellidir. İlk olarak, bölgedeki soğuk sıkım tesislerinin kapasitesi artırılmalı ve iklim iklim kontrollü, krom tanklı modern depolama altyapıları güçlendirilmelidir. İkinci olarak, Mersin Ticaret Borsası ve yerel kooperatifler öncülüğünde, Mut zeytinyağının yüksek sağlık bileşenlerini ön plana çıkaran nitelikli ambalajlama ve pazarlama atağı başlatılmalıdır. İç piyasada süpermarket raflarında yer alacak güçlü “Mut” markaları yaratılırken, dış piyasada ise özellikle Uzak Doğu ve Kuzey Avrupa gibi premium ürün talep eden pazarlara Mersin Limanı üzerinden doğrudan ihracat kanalları kurulmalıdır.
Sonuç olarak; Mut zeytini ve zeytinyağı, Mersin tarımının geleceğine yön verebilecek muazzam bir ekonomik güçtür. Üreticinin örgütlenmesi, markalaşma yatırımlarının desteklenmesi ve lojistik avantajlarımızın doğru kullanılması halinde, Toroslar’ın bu yeşil altını sadece Mut’u değil, tüm Mersin’i küresel tarım ticaretinde üst lige taşıyacaktır. Vakit, tarladaki başarıyı markayla ve ihracatla taçlandırma vaktidir.
